Aşk ve Acı

Rahmi Vidinlioğlu, yayımlanan ikinci kitabı olan Aşk ve Acı ile adeta kendisini kanıtlamaya geliyor. Birçok eleştirmene göre, kendine özgü tarzı ile ileride kendisinden fazlasıyla söz ettireceği belli olan yazar, ikinci kitabı ile aldığı övgülerin ne kadar haklı olduğunu bir kez daha kanıtlarken, edebiyat sahnesindeki yürüyüşünü en başından itibaren izlemek için okuyucularına bir şans veriyor…

Aldanılmış bir ölüme sığınan bir yazar
İlk kitabı Şizofreni yalnız Oynanmaz ile edebiyat dünyasına ilk adımını atan Rahmi Vidinlioğlu, ikinci kitabı Aşk ve Acı ile bu kez kendi dilini iyice sağlamlaştırdığını göstermeye geliyor.

Klasik roman kurgusundan çok uzakta ve aslında roman olamayacak kadar etkileyici betimlemeler ile destansı ve fantastik öğeler barındıran Aşk ve Acı, genç yazarın başlattığı sürrealizme bulanmış deneysel metinler akımının devamı olarak görülüyor. İlya Yayınevi tarafından yayımlanan kitap açık havada, bulutları izliyormuş hissi ile sevinç ve hüznü aynı anda hissettiriyor.

İstanbul’da sıkışıp kalmış sıradan karakterlerden bahseden, bunu yaparken de size sanki upuzun bir şiir okuyormuşsunuz hissi yaşatan roman, yazarın hayatından kesitleri de dikkatli okuyucuya sunmayı ihmal etmiyor.

Kitap, hiç alışılmadık şekilde, tanrı ve şeytan arasındaki ilişkiye göndermelerde bulunan mitolojik bir masal ile başlıyor. Ardından gelen ikinci kısımda kocaman bir aşkın izlerini adım adım görüyor, şiirsel bir dilin içine saklanarak yaklaşan ihanete dair tüm kehanetlerin içinde kayboluyorsunuz. Rahmi Vidinlioğlu, bağıra bağıra, ortalığı yıka döke, sanki yarın sabah uyanıp bunları söyleyemeyecek kadar ölüme yakın olduğunu hissettirircesine yazıyor ve yine imkânsızın peşinden gitmeye kalkışıyor.

Arka Kapak

Terk edip giderken beni, hiç değilse yatağıma bir köpeğe zehirli et atar gibi attığın KİRLETİLMİŞ bedeninden utan! Ben büyük bir suçmuşçasına yüzüme vurduğun şairliğimi çoktan unuttum! Sen hiç değilse terk edip giderken beni, yalnızlıktan kanayan kulaklarıma merhem diye sürdüğün o yalan aşk sözlerinden utan!


Utan tenime değen ellerinden, utan bakışlarından ki onlar değil miydi sanki durmadan gözbebeklerimi öpen?!


Şimdi hiçbir şey yokmuşçasına dönüp arkanı giderken hayatımdan, sen hiç değilse tanıştığımız günden utan ve unut her şeyi! Çünkü adını hatırlayınca ben en çok şairliğimden utandım!

Ben çoktan kabullendim, senin beni terk edip gitme mecburiyetini! Sen hiç değilse nesli tükenmiş bir hayvan gibi terk edip giderken beni, en çok da beni gecelerce şehvetle öpen o çilek kokulu dudaklarından utan!


Utan aldığın nefesten, utan içtiğin sudan, üzerimize görünmez bir parmaklık gibi örtülen gökyüzünden! Utan beni öpüşünden, utan yatağıma girişinden!

Rahmi Vidinlioğlu'ndan kocaman bir iç hesaplaşma metni daha...

Şiir gibi akan upuzun cümleler kendinizi sonsuz bir masal savruluşunda hissetmenize neden olurken, mitolojinin nasıl bir ruh hastalığına dönüşerek ruhunuzu çırılçıplak bıraktığına tanık olacaksınız...