Göğe Uzanan Merdivenler

Göğe Uzanan Merdivenler, diğer Rahmi Vidinlioğlu eserleri arasındaki en sade anlatıma sahip metin olarak öne çıkar. Roman kurgusu içerisinde ilerleyen metnin karakterleri ve konusu çok sağlamdır ve fakat dili okuma zevkini kesmeyecek kadar sadedir. Bu özellikleri ile ilk aşamada klasik Rahmi Vidinlioğlu okurunu şaşırtacak ve beklenmedik bir hamle olduğu düşünülecektir.

Ancak Göğe Uzanan Merdivenler, ilk iki bölümün ardından okurun ilgisini ve merakını had safhaya taşımayı başarır ve heyecanı en üst seviyede tutarak anlatmak istediklerini dinletir.

Bu eserde felsefe ve metafizik gibi gerçekten çok sıkıcı konular, çok ince bir mizah duygusu ile okura sunulur. Genç bir kızın gözünden anlatılan öykü, yazım tekniği olarak da çok sık karşılaşılan birinci tekil şahıs ya da gözlemci anlatımı yerine tamamen ikinci tekil şahısa yönelik olarak anlatılmıştır. Bu durum okurun kitabın içine tam manasıyla düşmesine ve kendisini baş kahraman gibi hissederek bir sonraki adımda ne gerçekleşeceğini çok merak etmesine neden olmaktadır.

Rahmi Vidinlioğlu'nun bilinen tüm duygusallığı, etkileyici cümleleri, vurucu imgeleri bu kitapta yerlerini kocaman bir mizah duygusuna bırakmıştır. Ama bu büyük dezavantaja rağmen, okura, eğlenceli vakit geçirtirken evren hakkında bilinmeyen bir çok şeyi de öğretir. Rahmi Vidinlioğlu'na yöneltilen en ağır eleştiriler roman kurgusunu başaramadığı, orjinal karakterler yaratmaktan yoksun olduğu ve hikayeyi çok kısa zaman dilimlerine hapsettiği yönündedir. İşte bu eser tüm bu eleştirilere yanıt niteliğindedir. Göğe Uzanan Merdivenler tam bir romandır.

2004 yılında yazılmaya başlanan Göğe Uzanan Merdivenler'in toplam 350 sayfa olması planlanmaktadır ve yazımı halen sürmektedir.

Arka Kapak

Sinirli şaşkınlığını sesinin tümüne yayarak, “Sen düşünce mi okuyorsun?!” diye soruyorsun.

Cem, o sakin ve kendinden emin tavrından hiç ödün vermeden gülümsüyor ve “Belki de…” diye yanıtlıyor. “Belki de…”

Ne demek “Belki de…”?! Çok sinirleniyorsun bu cevaba ve hiç zaman kaybetmeden hemen polemiğe giriyorsun!

“Hiç kimse düşünce okuyamaz!” diyorsun, ama söylediğin bu söze şu an kendin bile inanmıyorsun. Sadece bir saat önce birisi gelip sana düşünce okuyan bir insanın varlığından söz etmeye kakışsaydı, yapacağın tek şey alaycı bir kahkaha ile cevap vermek olurdu ama şimdi karşında cidden düşünce okuyan bir insan oturuyor! Bunu düşündükçe tümüyle ürperiyorsun! “Aman Allah’ım!” diye bağırmak istiyorsun, “Aman Allah’ım!”

Bu sırada, “Neden?!” diye soruyor Cem pis pis sırıtarak, “Dün gece ben uyurken ani bir Anayasa değişikliği mi yapıldı yoksa?!”

“Hayır!” diyorsun, “ Bu Anayasal değil, doğal bir kanundur! Yani Doğanın Kanunu madde bilmem kaça göre, düşünce okumak imkânsızdır!”