Bir Gidişin Anatomisi

Gittin! Seni benden, beni senden koparttılar! Kahpe bir intihara dönüş bileti kesti gişedeki Azrail! Tımarhanelere kaldırdılar beni, kollarıma kocaman serum şişelerinde gözyaşları bağladılar!

Gidişini kanıtlayan en büyük delil olmuştu hiç gelmeyişin! Gelmeyişine “ölüm” dedim, gidişine “kıyamet”, binlerce kez diriltilip kahpe bir sevdanın mahşer yerinde, milyonlarca kez sorguya çekildim! Her sorgumda ayrı ayrı cehennemlere mahkum edildim…

Başlamadan bitti aramızdaki her şey! Bitti! Sen, “Bitti!” bile diyemedin! Başlayan şeyler bit(t)er,ben seni sevmeye daha başlamadım ki…” derdim!

Bitti! Her bitiş yeni bir başlangıcın fragmanıydı! Aramızda sıradağlar gibi duran aşılmaz engel “Biz arkadaşız..” diye başlayan o çocukça masal değil, gözü dönmüş psikiyatristlerin yazdıkları ufacık bir kağıt parçasıydı: “Şizofrenik semptomlar…” diye başlayan ve “…gözlem altında tutulmalı!” emir kipiyle noktalanan!

Kaç kimliğim vardı ki geceye yansıyan? Söyle kaçı gerçekti birbirimize anlattığımız “Biz arkadaşız…” diye başlayan masalların, kaçı yalan? 

Gittin, birdenbire her şey değişti! Her şey! Her şey! Her şey! Nasıl koptuysam gözlerinden, nasıl koptuysa intihar gözbebeklerimden birdenbire, nasıl aşık olduysam sana birdenbire, nasıl öldüysem birdenbire anlamını uzak uçurumlarda yitirdiğim bakışlarında, işte öyle düştüm intihar denen zehirli ahtapotun yapış yapış kollarına!

Gittin! Gidişinin ardından hemen unuttum seni! Unuttum! Unuttum! Unuttum! Unuttuğumu unutup, utandım sonra! Utancımdan utanıp tekrar unuttum seni! Tekrar! Tekrar! Tekrar! 

Kurduğum gereğinden uzun cümlelerde kaybettim seni, kurduğum gereğinden uzun düşlerde kaybettim benliğimi!

Gittin! Acısı genizler kavuran zılgıtlar çekildi uzun uzak uçurum yamaçlarında! Ve tatlı bir sabah uykusu gibi giriverdi ölüm koynuma! Şizofrenik bir alacakaranlığa saplanarak sildim gözlerimden bir kanlı iltihap olup yanaklarıma şelale misali dökülen gözyaşlarımı ve koştum lavaboya! Bir avucumda onlarca kırmızı antibiyotik diğerinde yapış yapış su yılanları...

Banyodaki beyaz lavabonun kanlı seramiğine yapış yapış su yılanları dökülüyordu gidişini ağır çekimle saniye saniye izlediğim sihirli aynadan! Boylu boyunca boyamıştı tüm duvarları, ruhumdaki habis yaradan akan lacivert kan! Cesaretim, ruhumun köşebentlerine ha bire  tahrip gücü yüksek bombalar döşeyen tek kişilik bir terör örgütüydü artık ve bakışlarındaki intihar ağıdı ateşledi tüm fünyelerimi!

Anlamıştım gideceğini; daha sen gelmeden önce... Bakışlarında serçe cesetleri[1] saklıyor, gözbebeklerinde taptaze intiharlar besliyordun! Varlığın, intiharlara gebe nemfomanyak[2] bir periydi! Apansız çöküveren geceyi fırsat bilip, koyu siyah bir matemin gölgesi gibi düşüvermiştin kanayan avuçlarıma!

Obsesyon[3] diyorlardı adını her anışıma, şizofreni diyorlardı bu şehirde avuçlarıma emanet bıraktığın yangına!

Gittin, avuçlarıma buz gibi hayaller, cayır cayır intiharlar emanet ederek! Bırakıp beni koskoca şizofrenik bir alacakaranlığın kahrolasıca katatonyasında[4], iki galaksiyi birbirinden ayırır gibi, ayırır gibi yetim kalmış ikiz bebekleri, ayırdın ellerini ellerimden, düşlerini düşlerimden, hücrelerini hücrelerimden…

Hiçbir şey olmamış gibi döndün arkanı ve gittin! Geleceğimizi çizdiğim gözlerinin derinlikleri, ani bir ölümün prova baskısını yapar gibi nemlendi! Bir kara delik olmuştu dokunmaya çalıştığım ellerin, uzatıyordun ellerini, değişiyordu zaman, değişiyordu mekan, değişiyordu boyut…

Ansızın çöken geceye, güdümlü bir füze gibi çakılıveren hasret, adı konulmamış intiharlara sürükledi yorgun bedenimi!

Giderken, parlak bir ışık çevreledi aniden etrafını, uzatıyordun ellerini, tutamıyordum, uzatıyordun ellerini,düşüyordum! Daha yaratılırken farklı kılınman için dudaklarına kondurulan öpücükler celladım oldular. Çatlamış dudaklarımdan süzülen pıhtılaşmış kanda boğuldum!

Koptum senden! İçimdeki tüm öfkeler şizofrenik bir melankoliye kesin dönüş yaparken, koptum hızla avuçlarından. Buram buram ayrılık kokuyordu çünkü parmakuçların, yalnızlık ve ölüm kokuyordu. Avuçlarında yeşerttiğin matem, adım adım yaklaşan intiharlarıma ev sahipliği yapıyordu!

Her geçen saniye aşkına daha fazla yenik düşüşüm, biraz daha yıprattı ruhumu! Sağ yanımda hayalin cirit attı her gece, sol yanımda beyaz pelerinler giydirilmiş peri cesetleri!

Sen hiçbir şeye aldırmadan, gittin! Gittin! Gittin! Gittin! Bıraktın beni! 


1 Bir rivayete göre serçelerin gözlerinden bir damla yaş düşse ölürlermiş…
2 Kadında cinsel ilişkinin aşırı derecede sıklık kazanması ile karakterize olan durum.
3 Takıntı ve saplantıların ciddi boyutlara varması durumuna obsesyon denir.
4 Özellikle şizofreni de görülen psikomotör sendrom. Bu sendromda, yaşatkan ve endokrin bozukluklar (akrosiyanoz, sebore, siyalore, amenore) ve birlikte hareket yeteneği kaybı, bazı durumlarda donup kalma (katalepsi), nedeni anlaşılmayan ve çoğunlukla şiddetli itkiler, jestlerde ve konuşmalarda stereotipler, olumsuzculuk (reddetme davranışları, konuşmama) görülür. Şizofrenide genel katatoni tablosuna (hasta bir heykel gibi boylu boyunca yatar) ya da dölüt durumunda dona kalır) seyrek rastlanırsa da ufak tefek olumsuzculuk belirtileri ve özellikle en sıradan davranışlarında bile tiyatro yapmacıklığı veren maniyerizm bütün şizofreni türlerinde görülür.

Yorumlar  

 
+7 #1 Neşe Ersan 2009-11-21 10:19
Kaç kere okudum saymadım bile..Her kelimesi tek tek işlendi yüreğime..
 
 
+1 #2 Elif Yeter 2009-12-12 22:44
Her gidiş ber kez daha alıyor canımız sanki.. bu yazınızdada her kelimesinde her harfinde hissettim gidenin arkasından öylece kalmanın ne demek olduğunu...
 
 
+1 #3 Aydoğan Eyüp 2009-12-17 20:37
Bir gidişin verdiş olduğu acı en gerçekci şekilde, sanki o anı yaşayarak ancak bukadar iyi anlatılabilirdi